Kolektif Varoluş
GÖRÜNmeyEN İZLER? sergisi, ırkçılık, ayrımcılık ve ataerkil örüntülerle iç içe geçmiş gündelik deneyimlere karşı geliştirilen bireysel ve kolektif direnç biçimlerinden besleniyor. Katılımcıların, yani GÖRÜNmeyEN İZLER? sergisinin küratörleri, kendi salonları için hazırladıkları çalışmalarda, hem azınlık kimlikleri hem de kadın olmaları nedeniyle taşıdıkları çok katmanlı yüklere işaret ederken, bu yükün yalnızca dışlayıcı toplumsal yapılarla değil, aynı zamanda toplulukların kendi içindeki gerilimler ve yeniden üretilen iktidar ilişkileriyle de şekillendiğini ifade ediyorlar.
Salonlardaki anlatılar, küçük etnik ve dini topluluklarda kapalı kalma ile açılma arzusu arasındaki kırılgan dengeyi görünür kılınıyor. Aidiyet duygusu korunmaya çalışılırken, kamusal alanda görünür olma, özgürce hareket etme ve umutla birlikte endişe de barındıran kimlikleri ifade etme isteği vurgulanıyor.
Türkiye’deki Yahudi, Ermeni ve Rum kadınların anlatılarında öne çıkan “görünmezlik stratejisi”, geçmişten bugüne uzanan ayrımcılık, önyargı ve baskı koşullarında geliştirilmiş bir hayatta kalma biçimi oluyor. Çocuklukta maruz kalınan ırkçı ve ayrımcı deneyimler, kamusal alanda sürekli tetikte olma haline ve görünmezliği bir güvenlik mekanizmasına dönüştürüyor.
GÖRÜNmeyEN İZLER? sergisinin küratörleri, her salonda görünmezliğin sınırlarını sorgulayan ve onu dönüştürmeye yönelik alanlar açıyor. Serginin salonlarında anlatılan yaratıcı baş etme yolları, bu deneyimlerin paylaşılmasıyla bir dayanışma ve ilham kaynağına dönüşüyor. Sergi, Rum, Ermeni ve Yahudi kadınları ortak bir görünürlük zemininde buluşturuyor. Bu buluşmada, tarihsel travmaların, güvensizliklerin, toplumsal önyargıların ve ataerkilliklerin gölgesinde, sessizleştirilen ya da haykırılan duygular, kırılganlık ve direnç, korku ve cesaret iç içe geçiyor. Böylece serginin küratörleri, birlikte görünür olmanın dönüştürücü gücüyle, kolektif bir varoluş alanı inşa ediyor.
İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi